|
Değerli meslektaşlarım;
Dergimizin üçüncü sayısıyla yine sizleri selamlamanın gururu içersindeyim. İkinci sayıdan hemen sonra tatlı bir kongre telaşı içine girdik. Amacımız sizlere yakışan müthiş bir kongre yapmaktı. İlk başlarda bunu başaramayacağımız görüşü ağırlık kazanmıştı ama biz, sizlere olan inancımızı hiç kaybetmedik. Kongreye kimse gelmez rezil olursunuz diyenlere inat ilimizin en büyük kongre salonlarından biri olan Özel İdare Salonu’nu kiraladık çünkü biliyorduk ki Eşenden Uğur EROĞLU, Datçadan Süleyman KOÇYİĞİT, Bodrumdan Ahmet GÜLLÜOĞLU…..... ve ismini sayamayacağım siz Değerli Meslektaşlarım bizleri yalnız bırakmazdınız, nitekim bırakmadınız da. Bu karşılıklı güvenin sonucunda yaklaşık 120 meslektaşımızın katılımıyla gümbür gümbür bir kongre yaptık. Kimler yoktu ki kongremizde, başta Sayın Valimiz M. Temel KOÇAKLAR, Ticaret odası Başkanı Bülent KARAKUŞ, Ticaret Borsası Başkanı Hayati NİZAMOĞLU , Yiyecek Maddeleri Yapanlar ve Satanlar Odası Başkanı İhsan ÖZGEN, Sanat Severler Derneği Başkanı Sadettin ÖZBEK, Mimarlar Odası Başkanı Olcay ARIKAN, Eczacılar Odası Başkanı Arif YILMAZ, AKP Merkez İlçe Başkanı İlyas YOLCU, DYP Merkez İlçe Yönetim Kurulu İkinci Başkanı Abdullah ESKİHİSARLI olmak üzere kongreye katılan tüm dostlarımıza teşekkür etmek istiyorum. Evet başardık ve Muğla da hiç yapılmayanı yaptık. Kapalı kapılar ardında 15-20 kişiyle yapılan kongreler, ne mutlu ki bizim yönetimimiz zamanında tarihin tozlu sayfaları arasında yerini aldı. Zaten yönetim kurulu üyelerimiz ve benim bu işten en çok zevk aldığımız nokta, çıtayı kaldırabildiğimiz kadar yukarı çıkarmak böylece bizden sonra yönetimlere gelecek arkadaşlarımızın bu çıtanın altına inmemesini sağlamaktır. Evet bizden sonra hiç kimsenin bu dergiden daha kötü bir dergi, bu kongreden daha kötü bir kongre, bu dayanışma gecesinden daha kötü bir gece…..vs. kısacası bu yönetimden daha kötü bir performans göstermeye hakkı olmayacaktır. Böylelikle tabi ki kazanan mesleğimiz olacaktır.
Kongrede tek liste ile seçime gitmemize rağmen büyük kongre delegelerimizi hepinizin bildiği gibi demokratik ortamda önseçimle belirleyerek sizlerden aldığımız güçle Ankara’ya 42.Olağan Büyük Kongre’ye tam kadro olarak gittik ve orada gördük ki maalesef değişen hiçbir şey yok. Büyüklerimiz yine kılıçları çekmişler, sağ sol kavgası (dernek vakıf kavgası) almış başını yürümüş, diyalogsuzluk hat safhaya ulaşmış maalesef son yıllarda mesleğimizin uğradığı erozyon önlenemez bir şekilde devam etmekte ve ben Muğla Veteriner Hekimleri Odası Başkanı olarak kongrede söz alarak geçmişte Muğla Odasının da bu iç çekişmelere kurban edildiğini ve sonrasında Muğla da birlik ve beraberliğin nasıl sağlandığını özellikle dernek ve vakıf başkanlarını şahsen itham ederek artık bu kavgaya bir son vermeleri gerektiğini ve hemen orada bir araya gelerek tek bir liste üzerinde anlaşmaları gerektiğini vurguladım. Delegelerden büyük alkış alan bu konuşmam maalesef bir işe yaramadı yine herkes bildiğini yaptı. Fakat ben umudumu kaybetmedim, aslına bakarsanız umudum daha da arttı çünkü Muğla Odamızla başlayan gençleşme hareketi Balıkesir Odamızla devam etti, yılların köklü odası Giresun da 2000 mezunu bir arkadaşımızın başkan olması ve Erzurum da 2002 mezunu bir Oda Başkanımızın olması iki sene sonra ki büyük kongrede bizim gibi düşünenlerin sayısının artması anlamına geliyor. Bu yazıyla bütün genç meslektaşlarımıza seslenmek istiyorum lütfen odalarımıza sahip çıkın, bu ülkenin geleceği sizlere bağlı.
Yazımın bu bölümünde biraz da ülke gündeminden bahsetmek istiyorum. Bugün, 12 Aralık 2006 Posta gazetesinde okuduğum bir haberi size aktarmak istiyorum. Başlık “6604 Üniversite Öğrencisi Profesörsüz Okuyor” evet yanlış okumadınız, bu üniversite Giresun Üniversitesi, hiç profesörü ve doçenti yok durun daha bitmedi buna ilaveten Erzincan, Aksaray, Amasya, Bozok ve Adıyaman Üniversitelerinde de sadece birer tane profesör varmış. Ülkemizde son yıllarda uygulanan her ilçeye bir üniversite politikasının sonucunda, yukarıda okuduğunuz tablo ortaya çıkmıştır. Yanlış hatırlamıyorsam şuanda mezun veren 21 tane Veteriner Fakültesi var ve 3 tane daha yeni Veteriner Fakültesi açılmak üzere. Buradan yetkililere seslenmek istiyorum; “profesörsüz üniversiteler açarak bu ülkeyi nereye götürmek istiyorsunuz”.
Diğer yandan, geçtiğimiz yıl yaşanan Kuş Gribi ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarından sonra Tarım Bakanlığı’nın acilen en az 5000 Veteriner Hekim alması gerektiği vurgulanmıştı. Şimdi sıkı durun devletin son dönemde aldığı Veteriner Hekim sayılarını bildiriyorum. 34 adet TİGEM ( Erkek Veteriner Hekim), 20 adet Tarım Bakanlığı, 14 Adet Et Balık Kurumu, 4 adette Çevre Bakanlığı tarafından kadroya alınmıştır. Yani bu hastalıklarla mücadelede bakanlık 20 kişiyi yeterli görmekte. TİGEM’ in bayan meslektaşlarımıza neden alerjisi olduğu konusu tarafıma sıkça sorulmakta, daha sık sorulan diğer bir soru ise, Çevre Bakanlığının 4 Veteriner Hekimi nerede kullanacağı sorusu. Bu soruların cevaplarını bir sonra ki sayımıza kadar bulmaya çalışacağım.
Şimdiye kadar hiçbir başyazımda meslek dışı konulara değinmedim. Ancak bugün değinmeden geçemeyeceğim bir konu var. Avrupa Birliği sürecinde bu topluluğa girmek için birçok taviz verdik. Elbette Ulu Önder’in dediği gibi; Muasır Medeniyetler Seviyesine Çıkmak Hepimizin Ortak Dileği. Ancak bir başbakan düşünün ki ülkenin yıllardır süre gelen devlet politikasını hiçe sayarak, üstelik ülkenin Genel Kurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanına bilgi dahi vermeden, Kıbrıs Rum kesimine limanlarımızı ve havaalanlarımızı açarak Rum kesimini resmen tanısın. Bu nasıl iştir, bu nasıl siyasettir? Sözlerime 42.Olağan Kongremizde konuşan eski bir Konsey Başkanımız ve senatörümüzün yaptığı milliyetçiliğin tanımıyla son vermek istiyorum. “ Milliyetçilik: iki ulusun çıkarları çatıştığı zaman, kendi ulusunun çıkarlarını korumak demektir.”
Saygılarımla.
|