Anasayfa Yazışmalarımız Giden Evraklar Muğla Veteriner Hekimler Odası Dergisi 6.Sayısı Yusuf Kayacık Başyazı
Muğla Veteriner Hekimler Odası Dergisi 6.Sayısı Yusuf Kayacık Başyazı PDF Yazdır e-Posta
Yazışmalarımız - Giden Evraklar
            Merhaba
            6.sayımızda yeniden birlikteyiz. Bu sayımızda Ocak, Şubat,Mart ve Nisan aylarına ait gelişmeleri bulacaksınız. Değerli meslektaşlarım bir dergiyi meydana getirmek gerçekten çok zor ancak bu derginin devamlılığını sağlamak daha da zor. Biz yönetim kurulu üyeleri olarak bu devamlılığı sağlamanın gururu içersindeyiz. Görevde kaldığımız sürece de yayın organımızı sürekli çıkarmaya devam edeceğiz.
            Geride bıraktığımız dört ay içersinde yine çok başarılı ve değişik faaliyetlere imza attığımızı düşünüyorum. Bu faaliyetleri icraatın içinden köşemizde bulacaksınız. Ben kısaca bu faaliyetlerde emeği geçen kişi ve kurumlara teşekkür etmek istiyorum. Öncelikle Fethiye’de gerçekleştirdiğimiz ultrason kursuna katılan Prof.Dr.Zeki ALKAN ve Prof.Dr.Rıfat VURAL hocalarımla birlikte araştırma görevlisi Salvar HALİLOV kardeşime ve bu etkinlikte emeği geçen (çok güzel bir organizasyon yapan) ilçe temsilcim Hasan TALAŞ’a teşekkür ediyorum. Yine geçtiğimiz günlerde yaptığımız birlik beraberlik ve dayanışma gecesine katılan sanatçı Ziynet SALİ’ye, O’nu buraya getirmemize yardımcı olan Fon Prodüksiyon’a, ayrıca 1.Muğla Köpek Güzellik ve Kıyafet Yarışması’na destek veren Yakal Petshop’a, ama hepsinden önemlisi bütün bu etkinliklerde ana sponsorumuz olarak Muğla’yı ve bizleri ne kadar sevdiğini ispat eden İzmir Güneş Ecza Deposu’nun sahibi sevgili dostum Hüseyin BAYSAN’a ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum ve tabi ki bizleri bu etkinliklerde destekleyen diğer ilaç firmaları ve ecza depolarına, bizi yalnız bırakmayan siz değerli meslektaşlarıma, ilçe temsilcilerime ve hepsinden önemlisi yönetim kurulu üyelerime teşekkürü bir borç bilirim. Sağolun arkadaşlar. Sizler bizimle olduğunuz sürece çok daha iyilerini, çok daha güzellerini yapmaya kendimi mecbur hissediyorum. İnanın bu meslek çok daha iyilerini hak ediyor. Bu inançla çalışmalarımıza aynı hızla devam edeceğiz.
            Evet artık kurumsallaşma yolunda büyük adımlar attığımızı düşünüyorum. Tek eksiğimiz odamızın bir hizmet binası olmaması, bunun için ilimizin bürokratları,belediye başkanı ve sayın valimizle temaslarımız devam ediyor. Önümüzdeki iki ay içersinde bu işi de sonuçlandırıp anlımızın akıyla kongrede sizlerin karşısına çıkmak en büyük idealim. Fakat bu o kadar kolay bir iş değil, öncelikle güçlü bir mali yapıya kavuşmamız gerekiyor. Bunun için hepinizin desteğine ihtiyacım var. Muhtemelen bu dergi elinize ulaştığı zaman birçoğunuz hakkında odamızın avukatları yasal yollara başvurmuş olacaktır. Kangrenleşen aidatlar konusu hepimizin başını ağrıtacak gibi görünüyor. Fakat bu yaraya neşter vurmak zorundayız, bunu odamız ve mesleğimiz adına yapmak zorundayım. Biliyorum birçoğunuz tepki göstereceksiniz ama daha yolun başındayız, yapacağımız çok iş var ve ihtiyacımız olan şey mali disiplin. İnşallah beni anlarsınız.
            Sizden ayrı kaldığımız süreçte ülkemizde de birçok gelişme oldu. Ordunun Kuzey Irak’a girmesi ve çıkması, üniversitelerde türbanın serbest bırakılması ve AKP’ye kapatma davası açılması bunlardan en önemlileriydi. Ordumuzun Kuzey Irak’a girişi ve çok zor iklim koşullarına rağmen gösterdiği müthiş manevra kabiliyeti bütün dünyayı hayranlığa sevk ederken bizim de göğsümüzü kabarttı ancak alınan ani bir kararla Kuzey Irak’tan geri çekilmesi ve ABD’den çekilme emri aldığı yönünde çıkan dedikodular ve bu dedikoduların iç siyasete malzeme edilmesi, devletin bütün kurumlarının karşı karşıya getirdi ve suni bir gerginliğe yol açtı. Hepimiz şunu bilmeliyiz ki ordumuz dünyada eşi benzeri olmayan bir ordudur ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Genel Kurmay Başkanı’na başkomutandan başka hiçbir güç emir vermeye cesaret dahi edemez, bu tür söylemler şanlı Türk askerini yıpratmaya yönelik söylemlerdir. Üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına gelince, elbette ki yüksek öğrenim hakkı hiçbir koşulda engellenmemelidir. Ben bu konuya tamamen bireysel hak ve özgürlükler penceresinden bakmak istiyorum ama birileri olaya siyasi bakıyor ve ülkeyi laikler, dinciler, anti laikler, Atatürkçüler, ilericiler, gericiler gibi kamplaşmalara iterek bundan siyasi çıkar sağlamaya çalışıyor. Dinimizin gereği olan bir hususun bu derece politize edilmesi, üstüne üstlük olayın çözümsüzlüğe itilmesi beni son derece endişelendiriyor. Bunlara ilaveten daha 8 ay önce yapılan genel seçimde %47 oy almış bir partinin kapatılmak istenmesi kaosu daha da körüklüyor. Demokratik bir ülke de çoğulculuğun hiçe sayılarak, çoğulculuğu da boşverelim, %1 dahi oyu olsa da değişik fikir ve düşüncede ki partilere tahammül edilememesi ve ilk fırsatta kapatma davası açılması, Avrupa Birliği yolundaki ülkemizi ve yeni yeni emeklemeye başlayan demokrasimizi oldukça sarsmıştır. Elbette Sayın Başbakanın uzlaşmaz tavrı doğru değildir. Ama unutulmamalıdır ki muhafazakarlık da AKP’nin tekelinde değildir. Diğer partilere de oy veren on binlerce başörtülü seçmen vardır. İnşallah önümüzdeki günlerde bütün bu saydıklarım göz önünde bulundurularak gerginlikten uzak, uzlaşmacı ve barışçıl bir Türkiye yaratılması noktasında herkes üzerine düşeni yapar.
            2008 yılıyla birlikte çiftçimiz de girdi maliyetlerinin artmasıyla birlikte çok zor durumlara düşmüştür. Süt fiyatları 0,68-0,70 YTL’den 0,47 YTL’ye gerilemiş, yem fiyatları ise 25-26 YTL’den 35 YTL’lere kadar çıkmış, gübre fiyatları 3’e katlanmış, son aylarda mazota toplamda %16’ya kadar varan zamlar yapılmıştır. Üstüne üstlük bahar aylarında süt miktarının artmasıyla firmalar Pazar günleri süt almamaya başlamış, dahası bazı firmalar Çarşamba günleri de tatile çıkarak çiftçiyi sütüyle baş başa bırakmıştır. Bir iki sığırı olan aile işletmeleri için pek de önemli olmayan bu durum 30-40 baş hayvanı olan işletmeler için (günlük 1 ton süt ürettiği düşünülürse) kabusa dönüşmüştür. İşte bu konu ile ilgili olarak odamız belki de ülkemizde ilk defa partiler üstü bir çalışmaya imza atarak, AKP, DP,DSP,Muğla Valiliği,İl Özel İdaresi, Tarım İl Müdürlüğü, Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Fethiye,Yatağan,Milas Süt Üretici Birlikleri ve Aynes Yem ve Süt A.Ş. firmasının katılımıyla konunun bütün taraflarını bir ayara getirerek sorunu masaya yatırmıştır. Sonuçta bağcıyı dövmeden nasıl üzüm yenileceğini cümle aleme göstermenin gururu ve şevki içersindeyim. Toplantı sonunda oluşturulan metin yönetim kurulu üyemiz Dr. Songül TOPAL tarafından rapor haline getirilmiş ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Veteriner Hekim M. Mehdi EKER ile Sayın Başbakanımız R.Tayyip ERDOĞAN’a ulaştırılmak üzere İl Genel Meclis Başkanımız Cem ERKİN ve AKP İl Başkanı Gültekin AKÇA’ya teslim edilmiştir. Kendilerine ve toplantıya katılan herkese samimiyetlerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Bu yazı kaleme alınırken çiftçi örgütleri İzmir’in Tire ilçesinde geniş çaplı bir süt dökme eylemine hazırlanıyorlardı. Sonucunda neler olur bilemiyorum ama bu raporu hazırlayıp ilgililere ulaştırarak üzüm yeme konusunda bizim yöntemimizin daha başarılı olacağına inanıyorum.
            Yine bu yazı hazırlandığı sırada tarım ve hayvancılıkla ilgili bütün kurumların, ürüne destek verilmesi konusunda hemfikir olmasına rağmen maalesef bakanlar kurulumuz hayvan başına destekleme kararnamesini onayladı. Verimliliği ve kaliteyi desteklemeyen bu kararın olumsuz yanları olabilir. Şöyle ki 30 kilo süt veren bir sığırın piyasa fiyatı yaklaşık 3500 YTL’dir, 5 kilo süt veren yerli kara sığırın fiyatı ise 500-600 YTL’dir. Bu iki hayvana verilecek destekleme üç aşağı be yukarı aynıdır. Yani çiftçimiz elindeki yüksek ırk hayvanı çıkarıp 7 tane yerli sığır alabilir, bir destekleme yerine de 7 desteklemeyi hak edebilir. Yıllardan beri yürütülen hayvan ıslah çalışmaları da bir çırpıda yok olabilir. Bu uygulamada suni tohumlamaya  teşvik verilmemesi de ıslah çalışmalarını sekteye uğratabilir.
            Fakat bu kararnamenin şöyle bir faydası olabilir. Çiftçimiz ve Damızlık Birlikleri henüz ıslah çalışmalarının kendilerine ve ülke ekonomilerine yapacağı katkının farkında değiller. Yıllarca çiftçi eliyle yapılan ıslah çalışmaları Bakanlığın teşvik primleri ile yürüyordu. Öyleki Damızlık Birlikleri birer teşvik birliği gibi çalıştılar. Çiftçilerini kayıt tutma konusunda bilinçlendirmediler. Gelen teşviklerden kendi primlerini alıp, sanki bir ticari kuruluş gibi suni tohumlama hizmeti vererek, ilaç satarak çiftçiye kar peşinde koştular. Teşviklere özendirerek damızlık vasfında olmayan hayvanları bile soykütüğüne aldılar. Oysa 20 yıldır var olan damızlık birlikleri ülkemizin damızlık düve ihtiyacını, damızlık tohum ihtiyacını karşılamalıydılar. Çiftçinin sütünü, etini karlı satmasının önünü açmalıydılar. Her zaman süt teşvik primleri açıklandığında alıcı firmalar fiyatlarını düşürmüştür. Yani aslında vatandaş teşvik almamıştır. Belki    bu açıdan bakıldığında bu kararname damızlık birliklerini amaçları doğrultusunda çalışmaya itebilir ve bu anlamda  çiftçinin ürününü fiyatından satabilme ve kar edebilmesinde gerçek uğraşlar verirler.
            Saygılarımla…

 

 

Web Tasarım Veteriner Hekim Ramazan Gümüş